Günlük konuşmamızda sık sık karşılaştığımız bazı cümleleri , farkında
olmadan biz de kullanmaya başladığımızı fark ederiz …
“Beni çok üzdün “
“Beni hasta ediyorsun “
“Beni sevindirdin “
“ Beni mutlu ettin “
Bütün bu konuşmalarda ortak olan şey ; üzülen , hasta olan , sevinen ve
mutlu olan kişinin başına gelenlerle ilgili olarak “ Bu konuda yapacağım bir
şeyyok“ demesidir .
Proaktif olmak , insiyatif almak , öne çıkmak , önceden tedbirini almak
olarak dilimizde de yaygın biçimde kullanılmaya başlandı . Ancak proaktif olmak
sadece insiyatif değil daha da fazlası “ sorumluluk “ almaktır . Yaptıklarımız
, başımıza gelenler için sorumluluk almak “Proaktif “ olmaktır . Bunun tersi de
sorumluluğu başkasına bırakmaktır “ Reaktif” olmak . “Etki” ye karşı
gösterdiğimiz “ Tepki” nin sorumluluğunu almak etki alanımızı genişletecektir .
S. Covey Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı adlı kitabında , birinci alışkanlık “
proaktif” olmaktır .
Bizlere yönelen “Etki”ye karşı gösterdiğimiz “Tepki” bize özel ve bizi
yansıtır . Etki karışısında vereceğimiz tepkinin ne olacağını seçmek ,
insanlara ait büyük bir hak ve imtiyazdır . İnsanların etki karşısında vereceği
tepkiyi seçme hakkı ve özgürlüğü vardır . Bu hak ve özgürlük doğuştan
insanlarda vardırve kendisinden başka
hiç kimsenin buna müdahalesi söz konusu değildir . Elenaor Roosvelt “ İnsanlar
size , sizin onlara verdiğiniz kadar zarar verebilir “ diyerek konuyu
özetlemiştir .
Hemen hepimizin başından geçen şu olaylar gülümsüyerek hatırlarız .
öğrenci okuldan gelir ve gururla herkese duyuracak şekilde ;
-Matematikten pekiyi aldım . ( Yüksek notun hak , imtiyaz ve sorumluluğu
bana ait! )
Aradan zaman geçer , aynı öğrenci , dersler nasıl gidiyor diye
sorulduğunda ;
-Öğretmen zayıf vermiş .
Öğretmen zayıf vermiş diyen bir öğrenci dersin durumuyla ilgili bütün
sorumluluğu , tamamen öğretmene bırakmaktadır . Bu sebeple de
-Bu konuda elimden bir şey gelmez, bana bu konuda bir şey sormayın demektedir .
Aynı senaryonun işyeri versiyonu şöyledir ;
-Müdür bana taktı !. ( Geç gelmeler ,işi zamanında yetiştirememek,
çalışma arkadaşlarıyla kavga ederek işyerinin huzurunu bozmak vs. hepsi bir
kenara bırakılarak sorumluluk müdüre devredilmektedir ). Çalışan olayların
gelişimi ve sonuçlarıyla ilgisini koparmaktadır .
Geçende odasında klima bulunan ve klimanın uzaktan kumandası da masanın
üzerinde duran bir arkadaşım
-Bu klima beni hasta etti diyerek , sağlığı ile ilgili sorumluluğu ,
kendisinden komut bekleyen zavallı! Klimaya yükledi .
Sorumluluğu almak alışkanlıktır . Bu alışkanlık bizi uzun vadede daha
güçlü ve etkili bir birey , yönetici ve insan haline getirir .
Koçluk( Coaching )uygulamalarında farklı örnekler bulmalarını söylediğim yöneticiler
değişik yaratıcı ! reaktif cümlelerle olayı zenginleştirdiler .
-Siz bilirsiniz!
İşte bu cümleye bayıldım . ( Otokratik bir yönetim sisteminiz var ve
bütün konuşmaları siz yapıyor , elemanlarınızın konuşmasına ve önerilerine
kulak tıkıyorsanız bu yazı zaten sizin için değildi .) Bunu söyleyen eleman
bütün sorumluluğu yöneticisine yükleyerekreaktif örneklerin en çarpıcısını verdi .
Pek çok kimse için sorumluluk almak – özellikle geçmişte bundan
kaçındıysa – korkutucudur . Kısa vadade sorumluluk almak bize zarar veriyor
gibi görünse de , uzun vadede “Etkili” bir yönetici ve insan olmak isteyen biri
için , reaktif olmak çıkmaz sokaktır . Tekrar edelim karar vermek ve sorumluluk
almak bir alışkanlıktır .
Proaktif- reaktif ifadelerin ikinci türü de ;
-Keşke !
-Olabilseydi , yapabilseydim ifadeleriyle kendini gösterir .
Keşkeler ve pişmanlıklar , elimden gelmedi , bizim etki alanımızı
daraltan ancak ilgi alanımızı genişleten ifadelerdir . Emekli kahvelerinde bir
zamanlar etkili birer bireyken şimdi etki alanı daralan erkekler bir çok
gazeteyi okuyup sonra olay hakkında bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalara
girmeleri bunun önemli işaretlerindendir . Eğer akşamları her kanalda haberleri
ayrı ayrı takip etmeye başladınızsa etki alanınız ve ilgi alanınız ( proaktif –
reaktif olmak) konusunda düşünmemiz ve bir şeyler yapmamızınzamanı gelmiş demektir .
Reaktif dil kalıpları , günlük konuşmalar içinde bol bol kullanılması
yanında bazı müzük türlerinde ( Arabesk ) baskın olması , toplumumuzun genel iş
ve yaşam kültürüne işaret eder.
-Ben zulme uğradım , ben “ Mazlum”um! birinci adımdır . Elimden ne gelir
!
Ben “ Kurban”ım ikinci adımdır . Ben arkadaş kurbanıyım . Ben sistemin
kurbanıyım . Ben ailemin kurbanıyım …. Ama en güçlü ifade“ Ben kaderkurbanıyım” dır .
Birinci ve ikinci adımdaki çaresizlik , üçüncü adımda “ İsyan” a götürür
. Yaşama isyan , kadere isyan , feleğe isyan vb.her üç durumda da kişi çaresizlik içinde
olduğunu düşünmektedir . Bütün olumsuzluklara , ters etkilere rağmen vereceği
tepkiyi seçme hakkı olduğunu fark etmemekte ve bilememektedir . Çaresiz birey
,çaresiz toplum ….. Etki ile tepki
arasında seçme hak ve özgürlüğü olduğunu anlamayan , bilmeyen bireyler ve
onlardan oluşan toplum .
Her sorunun çözümü o konuda geliştireceğimiz farkındalıkla başlar .
Bunun için öncelikle kendi ifadelerimizdeki proaktif ve reaktif dil
kalıplarının farkına varmak ve reaktif olanları ayıklayarak , proaktif dil
kalıplarını kullanma alışkanlığını kazanmak önemli bir challenge olarak
önümüzde durmaktadır . Bir yönetici olarak aynı zamanda birlikte çalıştığımız
kişilerin de dil kalıplarını öğretmek ve reaktif olanlarıdeğiştirmelerini sağlamak görevimizdir .
Bir yöneticinin reaktif olma hakkı ve lüksü yoktur . Proaktif olmak bir
alışkanlıktır ve bütün alışkanlıklar gibi bilinçli ve sabırlı bir çabanın
sonunda kazanılabilir .